Anıl Kıral

Let flipism chart your ramble!


Müşteri, ürününe sahip çık

Tüm ajansların ortak sorunlarından bazıları yetersiz brief veren, ürününü tanımayan, sektör ile ilgili bir araştırma yapmayan ve işin gerçekten ne olduğunu kendi bile çözememiş müşterilerdir sanırım. Bir ajansta çalışıyorsanız en az bir kere bile olsa, bu tarz bir müşteri ile karşı karşıya gelmişsinizdir. Özellikle proje yöneticiyiseniz bu tür müşteriler sizin için oldukça zorlu bir sınav olabilir.

Bir müşteri olarak her şeyden önce ürününüzün ya da fikrinizin ne olduğunu, kimlere hizmet edeceğini çok iyi bilmeniz gerekiyor. Çünkü çalışacağınız ajansa bu fikirlerinizi ne kadar düzgün bir şekilde aktarırsanız, ürününüz de o kadar düzgün bir şekilde üretilecektir. İş tarafında verilmesi gereken kararları daha projenin en başında belirlemez, bununla ilgili bir döküman yazmazsanız, ilerleyen zamanlarda maddi ve manevi olarak size çok büyük külfet olacaktır. Çünkü bu hatalar ne kadar geri dönülemez büyüklükte hatalar olmasa da, geri dönmesi size zaman ve nakit kaybettirecek türden hatalar olacak. Bununla birlikte, çalıştığınız ekip ne kadar tecrübeli, ne kadar yetenekli olursa olsun bu iş sizin işiniz. Sizin vereceğiniz kararlar çoğu zaman(!) ekibin vereceği kararlardan daha doğru olacaktır. Erken verilmeyen her karar sonrasında daha ileriden geriye dönmenize ve daha uzun bir zamanda aynı mesafeyi katetmenize sebep olur.

İkinci olarak bilmeniz gereken şey ürün yönetim sürecinin nasıl işlediği. Eğer bu süreci bilmeden yola çıkarsanız, sağlıklı kararlar veremezsiniz. Çünkü isteyeceğiniz isteklerin ne kadar sürede yapılabileceğini bilmeden, artıları ve eksilerini bilmeden kararlar almış olursunuz. Bunun sonunda da ürünü çıkmaza sokabilir, ürün geliştirme sürecini baltalayabilirsiniz. Unutmamanız gereken en önemli şey, bir özelliği olduğundan kısa sürede yapılmasını istediğinizde o özelliğin kesinlikle bir eksikliği olacaktır. Çünkü zaten o sürede yapılabilecek bir şey olsa, size verilen zaman buna göre belirlenirdi. Bu konuda ajansınıza güvenmeden süre konusunda bir inatlaşma yarışına girerseniz günün sonunda kaybeden yalnızca ürününüz olacaktır.

Bir ürünü her zaman geliştirmek yararlı bir şey değildir. Özellikle bu konuda kesinlikle söylemek istediğim şeylerden birisi ürünün ilk versiyonunda tüm ürünü, tüm detaylarıyla yayına almak yerine en basit özellikleriyle, sade bir şekilde yayına almanız gerektiği. Çünkü ne kadar müşterilerinizi ve işinizi tanırsanız tanıyın, beklemediğiniz çok fazla olay ile karşılaşacaksınız. Eğer basit ve az özellikler ile ilk versiyonunuzu çıkarsanız, bu olaylara karşı verebileceğiniz refleks daha esnek olur. Bu esneklik sayesinde, kullanıcı ihtiyaçlarına göre ürününüzü daha rahat ve sağlıklı geliştirerek yolunuza devam edebilirsiniz.

Süre konusundaki bu kıyaslamalara somut bir örnek vermek gerekirse, otobanda tam olarak nereye gideceğinizi bilmeden bir araba kullandığınızı düşünün. Gideceğiniz yerin uzakta olduğunu düşünürseniz, hızlı gidebilir ve düşündüğünüzden daha kısa sürede hedefe ulaşabilirsiniz. Fakat bu büyük bir risk. Çünkü eğer düşündüğünüzden daha kısa bir yere gitmeniz gerekirse, hızlı gittiğiniz için virajı kaçırabilir, daha ileriden geriye dönerek gideceğiniz yolu daha uzun bir sürede katetmiş olursunuz. Bunun yerine normal hızınızı koruyarak, virajı kaçırmadan daha optimal bir sürede yolu tamamlayabilirsiniz.

Girişimciliğin aslında bir hız yarışı olduğunu düşünenlerdenim fakat kontrolsüz bir şekilde hızlanmaya başladığınızda kontrolü kaybedeceğinizi de unutmamanız gerekir. Bu yüzden yavaş fakat emin adımlarla gitmekte fayda var. Ürününüz önemli olduğu kadar yapacağınız asıl işin de önemli olduğunu unutmayın. Elinizde mükemmel özelliklerle donatılmış bir ürün olabilir, fakat bu ürünü başarılı bir iş planı ve pazarlama ile buluşturamazsanız sonuç hüsran olacaktır. Bunun yerine ajansınıza güvenip, ürünü geliştirmeyi onlara bırakın. Siz bu sırada işinize odaklanın. İnanın, sonuç düşündüğünüzden çok daha başarılı olacaktır.

Çok klişe olacak fakat Pareto ilkesi olarak bilinen 80-20 kuralını asla unutmayın. Bu kural basitçe, sonuçlarınızın %80’inin aslında girdilerinizin %20’lerinden kaynaklandığını söyler. Örneğin bir şirketin gelirlerinin %80’i, satışların %20’sinden gelir diyebiliriz. Aynı şekilde örnek vermemiz gereken ürün eğer mobil uygulamanız ise kullanıcıların %80’i aslında mobil uygulamanızdaki tüm özelliklerin %20’sini kullanacaktır. Bu yüzden yukarıda da bahsettiğim gibi tüm özellikleri aynı anda geliştirmek yerine ilk olarak uygulamanızın MVP’si diyebileceğimiz tüm özelliklerin %20’sini tam çalışır ve eksiksiz bir şekilde geliştirmeniz çok daha önemli. Çünkü kullanıcıların çok büyük bir çoğunlu aslında bu özellikleri kullanacak ve gerçek ürününüzü bu özellikler oluşturacak. Bu temel taşları oturttuktan sonra diğer tüm özellikler için yeni planlamalar yapabilir ve planlarınız doğrultusunda geriye kalan özellikleri tek tek yayına alabilirsiniz.